Luthier

Şiirsel anlatımı ile klasik gitar hayatıma küçük yaşlarımda girdi. İlk klasik gitar öğretmenim Ali Sezgin beni bu dünyaya sokmuştur. Ali Sezgin gitarı nasıl seveceğimi bana öğreten kişidir. Aslına bakacak olursak, ufaklığımdan itibaren bu sanatı icra edebilmek için şekillenen hayatım, ayrı yollardan devam eden mesleki yaşamımı bir noktada buluşturdu.

Lise eğitimimi makine model ahşap teknolojileri bölümünde tamamladım. Küçük yaşlarımda ahşap atölyelerinde çalıştım, fabrikaların Ar-Ge bölümlerinde teknik ressam olarak görev yaptım. Eş zamanlı olarak gitara olan tutkum devam etmekteydi. 1999 – 2004 yılları arasında Pera Güzel Sanatlar’da gitar eğitimi aldım.

2006 yılında bu bilgilerim bir noktada buluştu ve gitar yapımı serüvenim başlamış oldu. İlk başta gitar yapımı ile ilgili yurt dışı ile bağlantılar kurdum. Birçok yayından faydalandım, önemli ustalarla görüşme şansım oldu. Eğitimler aldım. İlk başlarda amacım az gitar yapıp çok öğrenmekti. Tatminsizlik yaratacak gereksiz gitarlar üretmekten kaçındım. Zamanımın büyük bölümünü üretmekten çok öğrenmekle geçiriyordum. Gitar yapabilirdim, fakat istediğim gitarı yapabilir miydim? Bu fikir beni daha çok öğrenme yoluna sürüklemiştir. Yurtdışında ki gitar yapım ustaları ile iletişimim sürerken, bir yandan da (müzik enstrümanı türü ayırmaksızın) Türkiye’de var olan deneyim sahibi yaşlı ustaları ziyaret ettim. Kimi bağlama yapımcısı, kimi ud yapımcısı, kimi ise kanun yapımcısıydı ve diğerleri… Onları dinledim, hayatlarını, felsefelerini, bence iyi bir iş yapmak istiyorsanız, küçük zannedilen detayları önemsemelisiniz. Günün sonunda öğrendiğim en önemli hadise; bir müzik aletinde küçücük değişikliklerin büyük sonuçlar doğuracağı gerçeğiydi…

Bu esnada sürekli olarak atölyemi geliştirmek için uğraşlar veriyordum. Kıbrıs’ta Paşaköy adında küçük şirin bir köy vardır. O köyde 50 yılı aşkın süredir marangozluk yapan Kamil Meren ile tanıştım. Kamil Meren in atölyesinde akşam saatlerinde 3 ay boyunca 2 adet çalışma tezgahı yapımında bulundum. Birincisi Kirby work bench diğeri ise Frank Klaus work bench.Bu tezgahlarda gitarlarımın yapımını devam ettirmekteyim. Tecrübelerin dünyasında soluk almak ormanda gezinti yapmak gibidir.

2014 yılında Cem Küçümen hocamın destekleri ile İstanbul Klasik Gitar Festivallerin’de seminerler vermeye başladım. Festivaller her yıl devam ediyordu.Seminerler gitar yapım sanatını merak eden kitleler ve öğrenciler tarafından heyecan verici bulunmuştu.Gerek yurt içi gerekse yurt dışından birçok katılımcı festivali ziyaret ettiklerinde, mutlaka seminerlere katılıyorlardı. Bu durum neticesinde öğrendiklerimi paylaşma mutluluğu, başarılı olabilmeme olanak sağlamıştır. Cem Küçümen hocam her daim gitar dünyasına faydalı olan birikimlerin paylaşılması hususunda destekçi ve özverili olmuştur. Bu özveriler ve imkanlar bir yenisini meydana getirdi ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuar’ında öğretim görevlisi olarak görev yaptım.

Gitar benim için her zaman büyük bir tutkuydu. Bu gerçeklik  bana büyük bir hediye daha verdi ve sonunda büyük usta Andrea Tacchi ile Floransa’da ki atölyesinde çalışma fırsatı buldum. Çalıştığım süre zarfında gerek teorik gerekse pratik anlamda gitarın yapımında ki önemli nüansları ve ipuçlarını, bunların dışında duygu ve aklın bir çalışma ortamında bağlantılarını, tecrübelerden gelen hissiyatların enstrüman üzerine nasıl yansıdığının farkına varmış oldum.

Gitar yapımcısı olmak benim için ne ifade ediyordu?

Bunu düşündüğümde aslında okyanusta yüzmeye çalıştığımı anlamış oldum. Benim için gitar yapımı hayal gücü ile yaratılmış soyut bir dünyada yaşamak gibiydi, sonraları anladım ki bu soyut dünyaya ister istemez gerçek dünyamızdan bir çok duygu, düşünce ve yaşanmışlıklardan izler de giriyordu. Burada kötü hissiyat bırakan bir çok etkileşim rahatlıkla bu dünyaya girebiliyordu, bu negatif hissiyatlar yorucu olduğu gibi, aydınlık olanları yakalamak aramak gerçekten zordu. Bazen gördüğünüz bir sanat eserinden, gökyüzündeki kokulardan, içtiğiniz bir yudum içecekten, ufacık bir canlıdan, bazen de bir dost sohbetinden size yansıyabildiği gibi, bazen saygıdeğer insanların tek bir cümlesinden gelebiliyordu. Kötü olan hissiyatlardan uzaklaştığımda aydınlık olanı yakaladığımda, ağaca dokunmak ve onunla baş başa kalmak benim başarılı olduğum zamanlardır.

Yapmak istediklerim zihnimde sıraya girmiş bulutlar gibiydi. Gitar yapımı; fizik, kimya, matematik, estetik, mimarlık, malzeme bilgisi, teknoloji geliştirme, terzilik, tasarımcılık, sanat, müzik bilgisi, armoni, besteciler, eserleri, ses bilimi, ahşap işleme sanatları vesaire gibi sonsuz, her biri kolay olmayan birçok konu hakkında bilgi sahibi olmayı gerektiriyordu. Bu konuları bir potada eritip şekillendirmek gerekliydi. Konuların her biri hakkında tümüyle bilgi sahibi olmak gerçekten zor olduğu için tüm konular arasında zaman zaman yolculuk etmekteyim. Bazı yolculuklar uzun sürerken bazıları kısa sürmekte.

Okyanusun sonuna varabilmek için bir ömür yeterli olur mu bilemiyorum.

Öncelikli işlerimden bir tanesi dünya üzerinde kronolojik sıraya göre gelmiş geçmiş gitar ustalarını incelemek oldu.

Bu çalışmadan sonra ilk başta naylon telli gitar tarihini ikiye ayırdım Antonio de Torres Jurado (1817 -1892) öncesi ve sonrası.

Antonio de Torres Jurado naylon telli gitarlar tarihinde milattan önce ve sonrasının ortasındaki kişidir.Zaman içerisinde birçok önemli yapımcı yetişmiş ve her biri bu sanata kendisinden fikirler katmıştır. Mutlaka hepsi önemliydi, fakat en iyisi diye bir olgunun olamayacağı apaçık ortadaydı. Sonrasında anladığım en önemli gerçeklerden birisi; dünyada hala en güzel gitarın var olmadığı fikrini benimsemekti. Gitar yapmak iyi şarap yapmak gibiydi, dünyada bir sürü iyi şarap vardı, bir sürü kötü şarap da vardı elbet.

Avrupa da iki gitar kültürü Klasik ve Flamenco gitarlar. Birisinde akoru bastığınızda ayrışan uzayan dengeli sesleri beklerken diğerinde birbirini kovalayan atak notaların doğuşkanlarının birbirine karışmamasını istersiniz ve daha fazla ayrıntılar. Bu nedenle yaptığım bu iki gitar türünde tüm bildiklerimi ikiye ayırdım. Bu yüzden iki alanda iki ayrı yapımcı hissiyatı ile sanatımı devam ettirmeye gayret ettim.

Gitarlarımın yapım felsefisinde genel olarak geleneklere bağlı bir yapımcı oldum. Gitarlarımın yıllar içerisinde gelişmesi ve büyümesi benim için çok önemli bir husustur. En önemlisi gitarlarım yaşamlarına başlarken onlara uzun yıllar boyunca sapasağlam kalabilecekleri bir öz karakter verebilmek. Bu öz karakter onlara her yaşta kaliteli ve duygularını tam anlamıyla ifade edebilen bir yetenek sunmaktadır. Gitarlarımda; Bas sesler çello gibi derin frekanslar ve ılık sesler verir, orta sesler akışkan ve yumuşak mid tonlar, tizlerde ise kristal pırıldayan sesler vermektedir. En önemlisi bu sesleri bir denge içerisine yerleştirmekti. Ayrıca tüm tuşe boyunca homojen bir ses dizilişi benim için önemlidir. Bunların dışında cevap süresi, ses renkleri, ses uzaması ve db yüksekliğine dikkat etmekteyim. Gitarlarımda geçmişten gelen izlere rastlanması mümkündür. Onları klasik otomobillere benzetirim.

Ahşabın rakipsiz ses verme özelliğini kullanmaktan yanayım bu nedenle organik olmayan malzemeleri dışarıda bırakıyorum. Gitarlarımda malzeme kalitesi, cila ve işçilik önemli rol oynamaktadır. Bunların haricinde rahat bir tuşe önem verdiğim bir diğer detaydır. Tüm kullandığım malzemeler organiktir ve el yordamıyla uygulanır, tüm bu özellikleri sade bir estetik anlayışıyla tamamlamaya çalışmaktayım.

Sanat aslında yoktur var olan sanatçılar ve onların duygularından meydana gelen sanat eserleridir.

Geriye kalan ve önemli olan;

Eser icra eden sanatçının ruhu ve bedenindeki her türlü duyguyu gitarlarımın yansıtabilmesidir. Bunu başarmak için devam etmekteyim…

İçtenliklerimle,

Orhan Ümmetler